28- Mahmud Han -I

Babası: İkinci Mustafa Han
Annesi: Saliha Sultan
Doğumu: 2 Ağustos 1696
Vefatı: 3 Aralık 1754
Saltanatı: 1730-1754

Osmanlı Sultanlarının yirmidördüncüsü ve islam halifelerinin seksen dokuzuncusu. 1696′da edirne Sarayı’nda dünyaya geldi. Okul çağına geldiği zaman babasının hocası Şeyhülislam Feyzullah Efendi de dersler aldı. Şehzadeleğinde yüksek fen ve din ilimlerini öğrenerek yetişti. Babasının tahttan indirilmesinden sonra padişah olan amcası Üçüncü Ahmed Han da, Şehzade Mahmud’un yetiştirilmesine özel bir itina gösterdi. Nihayet Üçüncü Ahmed’in Patrona ayaklanmasıyla saltanattan indirilmesi üzerine, 2 Ekim 1730 da tahta çıktı. Üçüncü Ahmed Han saltanattan çekilirken yeğenine uzun uzun nasihatler etti ve tavsiyelerde bulundu.

Sultan Mahmud saltanatanın ilk günlerinde devletin önemli mevkilerini ellerine geçirmiş bulunan asi patrona Halil ve adamlarını şiddetle cezalandırdı. Böylece İstanbul’da emniyet ve asayişi sağladıktan sonra, amcası zamanında başlayan İran harpleriyle meşgul olma imkanını buldu. Osmanlı kuvvetleri İran seraskeri Ahmed Paşa ile Erzurum valisi ve Revan seras- keri Hekimoğlu Ali Paşa kumandası altında iki koldan harekete geçti. 30 Temmuz 1731′de Kirmanşah alındı. 15 Eylül’de Kurican sahrasında İran kuvvetleri bozguma uğratıldı. Urmiye ve Tebriz ele geçirildi. İran Şahının sulh istemesi üzerine Ocak 1732′de Ahmed Paşa antlaşması imzalandı. Buna göre aras nehri iki devlet arasında hudud kabul edilirken,Revan, Gence, Nahcivan, Bitlis, Şirvan ve Dağıstan Osmanlılara, Tebriz, Kirmanşah, Hemedan, Luristan ve Erdelan eyaletleri ise İran’a bırakıldı. Ancak 1733′de İran’da iktidarı ele geçiren Nadir Şah, Osmanlıların eline geçen bölgeleri almak için tekrar savaş açtı. 1735′de Arpaçay’da yapılan muharebeyi Osmanlılar kaybetti. Gence, Tiflis ve Revan İran’ın eline geçti.

Osmanlı Devleti’nin doğuda İran ile mücadelesini fırsat bilen Avusturya ve Rusya da iki cepheden harekete geç- mişti. Azak kalesini ele geçire Ruslar, Osmanlı kuvvetlerinin toparlnmasın meydan vermeden Gözleve, Kılburun ve Urkapı’yı da işgal ettiler. 12 Temmuz 1737′de harakete geçen Avusturya ordusu ise, Bosna, Sırbistan ve Eflak’a girdi. Bu mağlubiyet- ler ve düşmanın girdiği yerlerde büyük tahribat ve mezalim yapması, Sultan Mahmud Han’ı son derece üzdü.sadarete getirdiği Muhsinzade Abdullah Paşa’yı Rusya üzerine, Hekimoğlu Ali Paşa’yı da Avusturya üzerine sefere memur etti. Muhsinzade sür’atli bir hareketle Özi ve Kılburun kalelerini ele geçirirken, Hekimoğlu Ali Paşa ise Banyaluka’yı kuşatan Avusturya kuvvetlerine büyük bir darbe indirdi. Yapılan savaşta Avusturya kuvvetlerinin asker zayiatı 60 bin did. Hekimoğlu Paşa’nın bu zaferi İstanbul’da büyük bir sevince yol açtı. Bu zaferler üzerine Avusturya ve Rusya barış istemek zorunda kaldı. Nihayet 18 Eylül 1739 da yapılan Belgrad antlaşmasıyla Avusturya ile Tuna ve Sava nehirleri hudud kesildi. Rusya ise Azak kalesinde donanma bulunduramayacaktı.

Avrupa devletleriyle anlaşmalar sağlayan Birinci Mahmud Han, yeniden İran üzerine döndü. Nadir Şah, bu vaziyet karşısında Osmanlılarla başedemeyeceğini anlayınca, Kasr-ı Şirin antlaşması maddeleri üzerinden anlaşma teklifinde bulundu ve bu istek kabul edildi(1746).

Zor bir dönemde padişah olmasına rağmen ülke içinde ve dışında huzuru sağlayan, Osmanlı Devleti’ne azamet devri yaşatan Birinci Mahmud Han, 13 Aralık 1754′de hastalığına rağmen çıktığı, Cuma namazından dönerken, Demirkapı’da at sırtında vefat etti. Yeni Camii’de babası Sultan İkinci Mustafa’nın yanına gömüldü.

Çok zeki, anlayışlı, hamiyetli, lütufkar ve merhametli bir zat olan Mahmud Han, hadiseleri sonuna kadar takib eder, devlet işlerinde mutlaka istişarede bulunur, acele etmez ve telaş göstermezdi. Aleyhte gelişen Rusya ve Avusturya harplerini tayin ettiği değerli kumandanlarla lehine çevirmesini bildi. Yeniliği sever ve memleketi bu yolda yükseltmeğe gayret ederdi. İlim, san’at, edebiyat meclislerindeki sohbetlere katılır ve Sebkati mahlası ile şiirler yazardı.

Sultan Mahmud Han, ülkede pek çok imar faaliyetlerinde bulundu. Devrinde ilim, kültür ve san’at sahalarında kıymetli eserler yazıldı. Beşiktaş’da Arab iskelesi Camii, Rumeli Hisarı’ndaki İskele Camii, Yalı Köşkü ve Yıldıztepe mescidleri yaptırdığı bazı eserlerdir.